Abbas YOLCU

Tarih: 31.01.2018 13:02

“IŞIK DOĞUDAN GELİR”

Facebook Twitter Linked-in

KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

“IŞIK DOĞUDAN GELİR”

“Aydınlanma Değil, Merhamet”.

Kitabın adı bu. Yazarı olan entelektüel bütünüyle doğru söylüyor.

Yalnız, aydınlanmaya yüklenen manâya bakıldığında başka bir entelektüelin deyişi ile aydınlanmanın “ hiç de matah bir şey olmadığı” anlaşılacaktır.

Aydınlanma kelimesine yüklenen manâ, “tanrıyı paranteze alan bir dünya görüşünü sahiplenmek”, Nietzche’nin “öldüğünü haykırıp, cenaze merasimine insanları dâvet ettiği tanrının” yerine hümanizmin ikame edilmesiydi. Kitabın bahsini ettiği hümanizm ise “tanrının tahtından indirilerek, yerine insanın oturtularak başına tac geçirilmesinin” adıydı.

Ancak yine kitabın bahsettiğine göre “tanrı, insanın istikametini ayarlayan bir kutup yıldızı” idi. Onu kaybedince yönünü hepten şaşırdı.

Diğer taraftan aydınlanma, batı adamı için bir “vesiletü’n-necat”tı. Aydınlanma sâyesinde batı adamı asırlar süren karanlıktan kurtulmuş, tanrıya ve tanrının arz üzerindeki avukatlarına boyun eğmek yerine şairin beyan buyurduğu gibi “kendi eflâkinde kendisi tâir” olmaya başlamıştı ve bedelini ağır ödediği hürriyetin tadını enine boyuna çıkarabilirdi ve çıkardı da.

Batı adamı hâlâ öyledir. Ancak hürriyeti için ödediği bedeli, kendisiyle sınırlı tutmayıp başkalarına da ödetmeye kalkışmasının vahim neticeleri olduğu da biliniyor.

O halde aydınlanma, batı adamının işine yararken, batılı olmayanları kör karanlığa mahkûm etmiştir, denilebilir.

Entelektüel, aydınlanmak için zulmetmenin kaçınılmazlığından bahsediyor, galiba. Olup bitenlerden anlaşılan budur.

Madem, aydınlanma insanlığa refah getirmiş ama huzur getirmemiş, aydınlanmanın yerine insanlar arasında merhameti yaymanın insanlık adına çok daha hayırlı bir girişim olduğu apaçıktır.

Fakat karanlıkta kalmış olanlara merhameti anlatmak mümkün görünmüyor. Yani aydınlanma merhalesinden geçmemiş Ortadoğulular ve Asyalılar için merhamet, din kitaplarında yazılı olarak kalmış bir kavramdan ibaret.

O insanlara merhameti anlatabilmek için aydınlanmaya ihtiyaçları var. Ancak bu aydınlanma ile batı adamının yaşadığı aydınlanma arasında tam olarak bir zıtlık görünüyor. Ortadoğulunun aydınlanması demek, onun merhamet sahibi bir varlığa dönüşümü demek oluyor.

Bu manâda Ortadoğulu veya Asyalının aydınlanması mümkün müdür?

Çok zor...

Batı adamının teknoloji sâyesinde çepeçevre kuşattığı ortadoğulu veya Asyalı yığınları, yatırıldığı uykusundan uyandırmamak için her tedbire başvurduğu biliniyor. Onların karanlıkta kalmalarını sağlamak maksadıyla geçmişte olduğu gibi sürü halinde yaşamalarına ortam hazırlanıyor. Bunu yaparken onların sahip olduğu ve künhüne asla vâkıf olamadıkları dinlerinden faydalanılıyor. En basitinden dinlerinde var olan “ulu’l-emre itaat, ber mûcibi şeriat” tekerlemesi ile “şiirsiz, şikâyetsiz” bir hayat sürmeleri, “etliye sütlüye karışmamaları”, kader olgusunu kurcalamamaları, kısaca soru sormamaları salık veriliyor.

Ortadoğuluları ve Asyalıları gütmek hevesine kapılanlara toplum mühendisleri “câhilleştirilmiş” yığınların güdülmesinin hem kolaylığından hem hoşluğundan bahsediyorlar. Fatalist bir din algısının câhilleştirmenin üzerine sürülmüş bal ile kaymak olduğundan dem vuruyorlar.

Onun için Ortadoğulu veya Asyalı “zindanının duvarlarında dışarıdan gelecek ışığı kavuşabilmek için delik açmaya ihtiyaç duymuyor”, ışığa ihtiyacının olduğunu bilmiyor. Merhamete de.

Evet, aydınlanmaya değil merhamete ihtiyaç var. Hem de âcilen…

Merhametin varlığı, benliklerde yer etmesi için kitabın “ex orient lux”diye ta’rifini yaptığı “doğudan gelen ışığa” ihtiyaç olduğu bir gerçeklik olarak ortada duruyor.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —