Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 22.08.2023 12:24

ESKİ YILLARA ATTIĞIM ÇENTİK

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

 

Geçen yılları tasnif edersek eğer, çocukluk, ilkokul, ortaokul, lise, yüksekokul, askerlik, meslek hayatı yılları diye sayabiliriz.  Benim üzerine en kalın çeltik attığım yıllar ortaokul yıllarımdır. O yılları düşününce sonbahar hüznü ile ilkbahar rüzgârı eser içimde. 

 O yıllar yaşadığım kentte en çok yetişen tütündü. Bizim kentimizde yaşayanlar acı tütün ile büyümüştür. Tütünün hikayesi çok uzun. Ama benim hayat hikayemde çentik koyduğum noktadır Reji binası. Sonradan adı Tekel binası oldu. Bu reji sözü de yine çok acıdır. Sen tütün yetiştirirsin elin Fransız'ı fiyat belirler, reji binasında senin emekçilerine işletir, balyalatır, gemiye yükler ve uzaklara götürür. Çünkü borcun var. Borç yiğidin kamçısıdır, yalan. Borç bir sömürü aracıdır. Borçluyu yavaş yavaş kemirir.

Geçen gün bu Reji binası önünden geçtim. Dört yıldızlı bir otele çevrilmiş. Dış boyası yine tütün sarısı. Gece vakti ışıl ışıl. Eskiden de kış günleri ışıkları yanardı. Her ne kadar bugün gibi parlak ışık olmasa da yine uzaktan seyrederdik. Sönünce ışıkları anlardık ki Reji’de çalışan annemiz, babamız eve gelecek.

O yıllarda kentin nüfusu azdı. Beş altı bin. Saatte bir araba geçerdi yoldan. Hatta araba sayma oyununa tutulurduk arkadaşlarla. Sokaklar mı? Az insan dolaşırdı. Kimi iyi niyetli kimi kötü niyetli ya da niyeti bozuk... Biliyorsunuz "niyet" kalbin bir işe yönelmesidir. İyi niyet günahı sevaba çevirir, taşı altın eder. Kötü niyet, sevabı günaha çevirir. Şöyle bir bakın çevrenize bu tip insan görürsünüz onlarca. Ama hep melek gibi insanlar çeltik atmıştır yüreklere.

Biz bu konuyu burada keselim ve dönelim asıl anlatmak istediklerimize. Bu konuyla kafanızı karıştırmayalım. Yeter ki iyi niyet iksirinden içenlerden olun sizler. İyi niyet toplumu güzelleştirir.

Ortaokul binamız ile Reji binası yan yanaydı. Hâlâ da öyle. Ama Reji binası otele dönüşmüş. Orta okula giderken günlük ya paramız olurdu veya hiç olmazdı. Yoksulluk vardı o yıllar. En çok aldığımız harçlık yirmi beş kuruş. Zaman zaman sinemaya gitmek isterdik. Bu sebeple harçlıklarımızı biriktirirdik. Gerçi sinemaya gitmemize izin vermezdi annemiz. Tiyatroya, sinemaya o yıllar olumsuz gözle bakardı büyüklerimiz.

Az harçlık veriliyor diye kızmazdık annemize. Biliyorduk ekonomik durumumuzu. Ancak tütün satımında en çok harçlık alırdık. Hatta giysi, ayakkabı, oyuncak (topaç, çember, balon, uçurtma kâğıdı) bile alınırdı bizlere. Bir çay beş kuruştu. Bir kahve on kuruş. İngilizce öğretmenimiz vardı; Şuayip öğretmen. Her ders sonu bir kahve içmek isterdi. Bir çocuk gönderirdi Tekel’in karşısındaki Kahveci Harun Amcaya, sade kahve isterdi. Giden çocuk çok sevinirdi ve yaklaşırdı taş binaya, bir büyük adam gibi seslenirdi uzaktan. “Harun Amca Şuayip Öğretmen bir sade kahve istedi, yanında da su olsun” der, tekrar okula dönerdi. Az sonra elinde kahveci askısıyla sallana sallana öğretmen odasına getirirdi kahveyi Kahveci Harun Amca. Zaman zaman oğulları getirir kahveyi, giderken de kahveci askısını elinin üzerinde çevirirdi. Bizler bahçede özenerek bakardık bu yapılan harekete.

Okulumuzun iki bahçesi vardı. Biri Tekel’in bitişiğindeki küçük bahçe, diğeri de okulun doğusundaki büyük bahçe. Hatta küçük bahçeye bir zamanlar erkeklerin girmesi yasaklanmıştı. Kızların bahçesi diye söylenirdi. Sonra bu kural kalktı. Burada öğretmenler öğle aralarında voleybol oynarlardı. En güçlü kütü -şimdi adı oldu smaç- Aydın Berberoğlu vururdu. Bir de Ali Zafer Özdemir, Aras Perekli, Osman Tok, Nizam Dilaver, İsmet Sümer, Bilal Akgönen ve öğrenciler ile çift kale maç yaparlardı. Bizleri de seçsinler diye bakardık gözlerinin içine. Ben hep kalede durmak ve Ali Zafer Özdemir ile Aras Perekli'nin şutlarını kurtarmak isterdim.

Dedik ya o yıllar yoksulluk vardı. Öğle olduğunda Tekel’de çalışan annemin yanına giderdim. O içeriden yemek çıkarırdı. Gerçi yasakdı dışarı yemek çıkarmak ama bazı bekçiler görmezlikten gelirlerdi. Bilirlerdi ki çocuklarını yedirecekler. Ama bazı bekçiler çok gaddar olurdu. İzin vermezlerdi. Biz de çok korkardık bekçilerden. Ama Hazım Pul (Şener Pul'un babası), Efe Mehmet, Kuruçelik, Hasan Şengün nöbetteyse yemekhaneye girer yemek bile yerdik. Iyi insanlardı; rahmet olsun ruhlarına. Yanımda ablam olurdu. Zaman zaman da rahmetli Fitnat Kolaylı eşlik ederdi bizlere. Dışarıda, bahçede çiçekler arasında yemek yemeyi çok severdim. Hatta zaman zaman hapishane yanındaki Helvacı İsmet'ten helva da alırsa annemiz keyifle yerdik. Daha sonra dayardık ağzımızı Tekel’in bahçesindeki suya; kana kana su içerdik. Daha sonra koşardık okulun bahçesine hemen bir oyun kurardık.

Okulun kuzeyindeki bahçe önüne simitçi, tatlıcı, dondurmacı gelirdi. Bir zaman gelmelerine izin vermedi yöneticiler. Gizli gizli gelirlerdi. Hatta iki simitçi gelince yer tutma yüzünden kavga bile ederlerdi. Paramız varsa bir simit alırdık, arkadaşımızla paylaşır yerdik. Daha sonra okul kooperatifi kurulmuştu bodrum katta. Ama çok karanlık bir yerdi. Öğrenciler pek de ilgi göstermediler.

Aklımda kalan Din Dersi'ne gelen ilkokul öğretmeninin, yazılı yaptıktan sonra yazılı kağıtlarını bir öğrenci ile Fırıncı Şeker Usta'ya göndermesiydi. Çok arkadaşımız vardı. Kimi köyden gelmiş şehirde elektriksiz yerlerde kirada otururlardı. Köyden getirdikleri ekmeği bir hafta yerler, bakır bakraçlarda köyden getirdikleri yoğurt ekşir ama yemek zorunda kalırlardı. Bizim alt katta da öğrenciler dururdu. Zaman zaman annem yemek gönderirdi onlara. Bazıları okudu yüksek makamlara geldiler. Hiç unutmam alt katta elektrik olmadığından sokaktaki direğin dibinde ödev yapanları görmüştüm. Daha sonra üst kattan alt kata elektrik çektirmiştik elektrikçi Mehmet Amca’ya. Mehmet amca bu işten anlardı. Aynı zamanda kayığı vardı. Her sabah erkenden kalkar camide sabah namazını kılar, kilisenin yanındaki evinden çıkar balığa giderdi. Tuttuğu balıkları ipe dizer evine götürdü. Peşinden mahallenin kedileri miyav miyav diyerek sıraya girerlerdi. Mehmet Amca’nın yüreği yufka, balık atardı kedilere. Kızardı eşi ve söylenirdi. Mehmet Amca duymamazlıktan gelirdi. İyi niyetli insan tipi..

Bazı öğretmenlerden çok korkardık. Korktuğumuz öğretmenlerin ders anlatmalarından pek bir şey anlamazdık. Bazı öğretmenler çok sevecen olurdu. Bazı öğretmenler de sinirli girerlerdi sınıfa.

Ben çocukluk anılarımı asla unutmam. Onlar benim hayatıma atılmış bir çentik gibidirler. Ruhumdaki bu izler hep benimle beraber yol almışlardır. Bazılarını üstü küllenmiştir belki ama gördüğüm eski objeler o anıları sıyırır küller arasından, canlanır hafızam.

Hiç unutmam Nurullah öğretmenin şu sözlerini: "Oğlum Mehmet, dik dur dik otur. Ya hâkim ol ya da doktor." Öğretmenimizi dinlemedik. Bir de Bilal öğretmenin sınıfta pek ender yakılan teneke soba üzerine elindeki tebeşir ile tempo tutarak İstiklal Marşımızı söyletmesini. Gam yaptırmasını, mandolini çalmasını. Aslında branşı tarihti. İyi de futbol oynardı. Çok maçını seyrettik Hamam Çimeni’nde. Bir de takım arkadaşı Nizam Dilaverse doyulmazdı seyrine. Anılar güzeldir. Belki de bundan tutulmuştur Coşkun Sabah'ın yaptığı “anılar” şarkısı. 

Hele de Tekel binası önünden yol yapılırken, beyaz giysili bir ustabaşının, yol yapan silindirlere yukarıdan bakarak söylediği şu sözler: “Yazık yazık, sanki futbol sahası yapıyorlar. Milletin parasını buraya döküyorlar. Kimlere para kazandırıyorlar.” Bu sözler hâlâ kulağımda çınlar. Ama bırakın o yolu ondan sonra dört defa bu yol genişletildi, hâlâ yeterli değil. Şimdi Güney Çevre yolu projesi yapılıyor. Bazı insanlar Mustafa Kemal Atatürk gibi ileriyi görmüyor. Bilirsiniz Atatürk'ün Ankara şehri planı yapılırken tasarlayana “üç sıfır daha ekle” diyerek iki yüz bini iki milyon yaptığını.

O günler; yoksul, acı ama bir o kadar da içimizde sevgi bırakan o günler bir daha geri gelmez.

Ufkumun sonsuzluğuna değil de yüreğimde çentik bırakan günlere doğru bir yolculuk yapmak istedim o Tekel binasını görünce. Sizler de bana eşlik ettiniz ya teşekkür ederim.

Anılar böyle yalın bıçak. Zaman zaman gelir saplanır insanın içine.

Selam ve sevgi iyi niyetli her dosta ve sayfa arkadaşlarıma. Beklediğiniz o gemiler sizin limana hiç gelmeyecek ama biriktirdiğiniz güzel anılarla yaşayın derim.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —