KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
Bir de masalara oturmuş arkasında "danışma" yazan bazı insanların ağzından laf almak sanki cımbızla. Elinde cep telefonu, soru sorarsın önce susar, ısrar edince eliyle bir şeyler anlatır, sanki kendine özgü ayrı bir konuşma dili var. Bu tip insanlarla karşı karşıya kalınca insan devleti adına üzülmemesi elde değil. O masalara iletişimi iyi olan insanlar oturmalı. Çok şey geçiyor aklımdan ama buraya yazmak istemiyorum.
Hastaneden çıktım, hafif çiseliyor. Hemen hastanenin önünde asfalt çökmüş, içi su dolu karşıdan bir bey efendi geliyor. Hızlı geçen aracın tekeri çukura girince fışkıran su adamı baştan aşağı ıslatıyor. Adam da beyefendiliğini bırakıyor ve kendi lisanı ile bir şeyler söylüyor aracın sürücüsüne. Ben geçmiş olsun diyerek üzüntüsünü paylaşıyorum. Yoluma devam ediyorum. Ama kaldırımlar sanki insanlar için değil de araçlara aitmiş gibi kaldırımlar üzerinde arabalar. Kaldırımdan yürüyemezsin. Caddeye adım atsan araba çarpacak. Kaldırımlar yayalar için değil mi? Hırsından ölsen de kime dert anlatacaksın? Eskiden bir vali vardı Trabzon'da. Makamına yürüyerek gidip gelirdi. Böyle sorunları yerinde görünce de ilgili birimleri uyarırdı. Her sabah bir kamu kurumunu denetler, bilhassa hastaneleri gezer, hastalara isteklerini sorardı. Sonra o vali de bazı insanların işine gelmedi sürdüler; Sakarya'ya gitti ve orada da kendi isteği ile valilik görevini bıraktı.
Bu bizim insanımız galiba çok seviyor arabasını. Hemen gözünün önünde duracak. İş yerinin önüne çekiyor arabasını. Bir türlü öğrenemedik sanki şehirde yaşamasını.
Az daha ilerliyorum. Bir eczaneden kalfa elindeki kirli suyu boca ediyor caddeye. Daha sonra Faroz'a doğru inerken üç adam üst katta pencereden bakan adamla küfürlü konuşuyorlar. Güya şaka yapıyorlar. Ama yolun tam ortasında ve kullandıkları kelimeler ayıplanacak cinsten. Yoldan geçen kadın var, çocuklar var. Hiç de yakışmıyor bu şehre bu argo konuşma ve kültürsüzlük. Bir şey söylesen ya vurdum duymazlık yapacak veya dönüp seninle kavga edecek.
Eski Faroz evlerinin arasından sahile doğru yürüyorum. Kaldırımlar bordo mavi boyanmış. Aralarda eski evler, yıkılmaya yüz tutmuş. Keşke bu mahalle eski haliyle restore edilse ve yaşasaydı duyguları geçiyor içimden. Daha sonra Faroz Mahallesi Derneği önünden geçiyorum; içeride kadınlar için kurs var. Aralarda küçük küçük bakkallar. Marketlerin darbesini yemiş, garip ve sessiz müşterileri bekliyor. Mahalle bakkalları daha çok deftere yazdıranların alışveriş yaptığı yerler. AVM'lere karşı yaşama savaşı veriyorlar.
Yaya geçidinden karşıya geçiyorum Akçaabat dolmuşu müşteri bekliyor. Biniyorum. Az sonra bir kadın ile küçük bir çocuk biniyor araca. Dolmuşta bir sürücü, bir ben ve bir de küçük çocukla bahsedeceğim kadın var. Kadın arabaya biner binmez elinde cep telefonu ile annesiyle konuşuyor. Ama o kadar sesli ki ne dediklerini, annesinin söylediklerini, ben ve dolmuş şoförü de duyuyor. Maldan mülkten araziden bahsediyor. Hakkının verilmediğini, vermeyenleri Allah'a havale ettiğini duyuyorum. Bir ara annesine şöyle diyor: "Cübbeli Ahmet Hoca televizyonda ne dedi. Başın kapalı ama pantolon giyiyorsun. O da öyle yapıyor. Böyle dindarlık olmaz." Galiba bir kişinin kızını kastediyor. Kendisine para verilmediğini, kızının konuşma özürlü olduğunu, doktorun bu çocuğu özürlü öğrenciler sınıfına vermemesini söylediğini benim gibi sürücü de duyuyor. Konuşmalar o kadar yüksek perdeden ki, bir ara sürücüye bir telefon geliyor, sürücü de karşı tarafa “Arabada bir müşteri deminden beri yüksek sesle telefonla konuşuyor. Seni duyamıyorum kapatıyorum" diyor. Yıldızlı Mahallesi’nden sonra yavaş yavaş yolcular araca biniyor ama kadın hâlâ konuşuyor. Bu defada galiba halası ile konuşuyor. Dolmuş Söğütlü'de tamamen doluyor ama kadın hala yüksek sesle telefonla konuşmakta. Akçaabat Balık Pazarı yanına gelince şöyle diyor: “Kapatıyorum, eve gidince yine konuşuruz." Herhalde yolda konuşmak işine gelmiyor belki birine çarpar telefonu düşürürüm diye konuşmayı kesiyor.
Şimdi gelelim asıl meseleye. Bizler okulda matematik, fizik, kimya öğretiyoruz ama bir türlü sokakta yürümesini, telefonla konuşmasını öğretemiyoruz.
Güzel kamu kurumları yaptık, yollar, tüneller açtık ama kent yaşam kültürü nedir öğretmedik. Bu tür olumsuzlukları görünce üzülmemek elde değil. Şöyle düşündüm; o kadının yanındaki küçük çocuk büyüyecek ama acaba toplum içinde nasıl konuşacak. Bizler ne zaman kentsel yaşam kültürüne ayak uyduracağız. Şu günlerde "ben bu şehri yönetmeye talibim" diyerek karşınıza onlarca insan çıkacak. Acaba şu milenyum gençlerine nasıl şekil verecekler? Böyle bir projeleri var mı?
Bir de üzüldüğüm şu öğretmenlerin halidir. Bakıyorsun “öğretmen” diyorlar kendilerine. Hepsi değil ama bazıları var. Derse zamanında girmezler. Bakarsın kollarında dövme, rumuz, kıçında kot, üstünde mont. Karışmış saç ve sakal. Çoğu kıyafet delisi. Akıllarında son model araba, zihinlerinde dolar edinme hırsı. Eğitim adına şunu neden böyle yapmadın dersen; alırsın binlerce cevap veya sana küserler. Kısaca hem kel hem de fodul. Bu tür eğitim, zaman sonra bu millet ödeyecek bedelini. Kaldırımda yürümeyi bilmeyen insanları kim eğitecek?
Çok şeyler başarıldı bu yurtta. Ama insan eğitiminde ve toplumsal yaşam felsefesinde sınıfta kaldık bilesiniz.
Ha diyorsanız ki bu şehirde futbolda galip gelelim öteki işler bize fark etmez.
Ama öyle değil işte. Yolcu mu çağıracaksın bas kornayı fark etmez. Sokakta cenaze giderken sen işinde, oyununa devam et, fark etmez. Asker gönderirken, maça giderken, düğünde dernekte al silahını ateş et, fark etmez. Seçimlerde, mitinglerde, bangır bangır aç sesi, trafiğin tıkandığı yerde aç camı bas küfrü fark etmez. Ama hiç de öyle değil. Kentte köyde yaşamanın belli kuralları var. Eskiden bunlar öğretilirdi okullarda Yurttaşlık dersinde.
Bakın şu günlere iyi öğretmen aramaya düştü veliler. Şimdiden ilk okula gidecek çocuğu için iyi okul ve iyi öğretmen, az öğrencisi olan sınıflar arıyor veliler. Eğitim için özel okul mu devlet okulu mu, kafalar karışık. Bir de parası olmayanları düşünelim. Onların da evlatları var. Hani eğitimde fırsat eşitliği? Bak sana dolmuş sürücüsü bile arabasına binen kişinin telefon konuşmasından rahatsız. Gökten düşmüyor ki sokaktaki çöpler, sigara izmaritleri ve tükürükler.
Rahatsız ediyor insanı böyle hareketler. Bilhassa da velinin okul ve öğretmen araması. Bir de şu toplumsal olaylara ve eğitim sistemine, öğretmene tarafsız gözle bakalım. Bunu derken marka olan görevini çok iyi yapan öğretmenleri ayrı tutarım. Onlara çok şey borçluyuz. Biraz eğitim varsa onların sayesinde. Allah sayılarını artırsın. Yoksa işimiz zor. Bir toplum eğitim sayesinde gelişir, şekillenir ve büyür. İnsan eğitimi, kent ve köy kültürü, milli benlik önemli..